İlhan İrem Dosyası: Dilimde Hep Aynı Şarkı Idıot Muyum?

Bu dosya, bir haftadır dur durak bilmeden hızlandırılmış İlhan İrem seanslarımız sonucu burda yer almayı hak etmişti.  Ama dosyanın hak ettiği isim “Olanlar Olmuş”tu.  Dinlerken dikkatleri çektiği kadar dikkati çeken bir isim olmadığından, bir pazarlama stratejisi olarak Don Kişot şarkısının sözlerini seçtim. Idiotloji hep satar.

Pek çoğunuzun, siyah bir pelerin, gocuk, cübbe adı her neyse onunla ve kıvırcık kumral saçları ile gözünüzde canlanan sayın İlhan İrem, aslında Roger Waters’a parmak ısırttırabilecek saykedeliklikte olan “Olanlar Olmuş” şarkısını yaptığında şöyle gözüküyordu:

 

olanlar

Arka plandaki phsycedelic görsel dünyanın başladığı ve bittiği noktanın birleşimini temsil ediyor. ŞAKA ya. Yok öyle bir şey. 70’lerin sonunda TRT’nin pisikedelik konusunda imkanları ve vizyonları bundan ibaret olduğu için harcamışlar İlhan Abi’yi. Üzerindeki giysilerin bir Pink Floyd ile bağdaştırılamamasının tek sebebi Türkiye’nin içinde bulunduğu durumsuzluktan tabi. Ama şarkının introsundaki 1.30 saniyelik ud taksimi tamamen zenginlikten.

Bir rivayete göre, İlhan İrem askere gittiğinde, sevgilisi ve en yakın arkadaşı arkasından iş çeviriyor ve evleniyor. Yanisi İlhan abi, Monte Kristoymuş.   Sonra işte, İlhan İrem asker dönüşü “giderken bıraktığım gülüşler bakış olmuş, kahkahalar buralarda özlenen yakış olmuş, ben gideli buralara olanlar olmuş” diye patlatıyor. Bir gün kendisiyle karşılaşma şansım olursa, ki  yalan değil hatırı sayılır ünlü insanla karşılaştım son 1.5 yıldır, birlikte şarkı söylediğim bile var neyse, bu hikayeyi sormaya cüret eder miyim bilmiyorum. Ama önünde bir saygıyla eğilip, “başınıza her ne geldiyse üzgünüm ama bu şarkıları yazmanıza sebep olduğu için minnettarım” diye düşünmek istiyorum. Böyle de söyleyemem saçmalamayın; ama içimden geçiririm.  Bir gün bana da en sevdiğim biri demişti “bugün olduğun sen olmana sebep olan her ne olduysa iyi ki olmuşlar” diye. Onun gibi.

Her neyse. İlhan İrem’i “S” harflerini aynı benim gibi tısslatarak söylemesinden mütevellit daha bir kalpten severim. Çocukken de severdim. Bisiklete bindiğimiz sokağın başındaki stüdyoya kayıda gelirdi, biz de arabasına not bırakır ya da arabasına bineceği zaman üstüne top filan atardık. Çocuk densizliği kusurumuza bakmayın.

İlhan İrem’i bir de seri halinde bir kaç şarkısını birleştirince tek bir aşk hikayesine ulaşılmasından ötürü ayrı severim. Öyle samimi, öyle içten.  Kronolojik sıralamasına baktığımda, hikayenin bütününü tutturamıyorum ama şarkıların içeriğine baktığında hep aynı istikrarlı acıyı çektiğini görüyorum. Hep aynı acıyı çekmemiz hep aynı hatayı yapmamız anlamına gelmez ama çok aşırı istikrarlı olduğumuzu gösterir. YAZIŞ. Bunu ben yazdım şu an. İşinize gelirse inanın.

İlhan İrem kosmosa yönelmeden önce bir romantik dönem geçirmişti. Bu ismi kendisi veriyor. Kent kökenli bir şarkıcının, bireysel, şanson, aşk şarkıları yaparkenki dönem için.

Hikayeyi şöyle kurguluyorum,

Bıyıksız ve sakalsız tanımayacağımız pasparlak görüntüsü ile İlhan İrem:

giderken bıraktığım gökyüzü toprak olmuş, yıldılar çakıl taşı, güneş bir yaprak olmuş; ben mi yaşlandım yoksa dünya mı alt üst olmuş, ben gideli buralara olanlar olmuş.”  diyor.  Çünkü rivayete göre kendisi bir Monte Kristo Kontu. Bana böyle bir şarkı yazılması için sevgilimin arkadaşıyla evlense miydim diye düşündük, elle tutulur yer bulamadık.  Vazgeçtik.  Özetle “Sana bana sevgimize olanlar olmuş” diyor.

Sonra:

Kalmayan sevgilinin arkasından “yazık oldu yarınlara” diye sızlanıp,

hayır ben değilim ben olamam yanındaki, nasıl da gülmüşüm şu resimlerdeki gibi” diye anılara dalarken,

biraz toparlanıp “bence artık sen sönmüş bir güneşsin, bence artık herkes gibisin” diye patlatıp, herkesin herkessiz yaşayabileceğini böyle güle oynaya ele güne nispet yapar gibi anlatırken, son darbeyi her yanını kaplayan yemyeşil sızılardan imtina edemediğini belirterek vuruyor.

Romantik dönem uzun sürüyor, yer yer gök gürültülü sağnak yağışlı. Kronoloji tutmadığı için, görüyoruz ki İlhan İrem’in topraklarda da 75-80 arası hep aynı döngüde acılar çekiliyor.

Sonra madem hepimiz kısır döngüden besleniyor, 1994 yılında yeldeğirmenlerine karşı olan bu savaşımızı “Don Kişot” şarkısı ile taçlandırıyoruz.  Ben artık dünyada olduğum için bu şarkıyı gerçek zamanlı söyleyebiliyorum.  Tüm romantik dönem hikayelerinde kaybettiğimiz duygular karşısında, koro halinde söylüyoruz:

 

mavi kubbeli bir odada, koro halinde
bağırıp durmayın yeter, ‘daha çok ver’ diye
veremem veremem veremem veremem
bir kalbim kaldı
veremem veremem veremem veremem
onu aşk aldı

yeldeğirmenlerine karşı don kişot’muyum?
uçuyorum durmadan ben pilotmuyum
yeldeğirmenlerine karşı don kişot’muyum?
dilimde hep aynı şarkı
idiyot muyum?