Fax: Kimisi için bir iletişim aracı, kimisi için Sabah Şekerleri’nden “istek parça ve Musti”

2017’nin ve içinde bulunduğumuz bin yılın laneti süredursun; ben 90’lara övgüyle yaşamaya devam edeceğim. Kusura bakmayın, 70’lerde genç/çocuk/ergen olsam doya doya onu överdim, övecek bir davam, bir kavgam olurdu. Ama olabilecek en yüksek seviyesi apolitize edilmiş bir neslin evladıyım.  Kenan Evren‘in ektiği tohumdan sonra Turgut Özal yeşerdiydi, bize de anca 90’lar pop müzik filan. İdare edin.

Ha tabi bir de, 90’lar deyip geçmeyin, aslında şu coğrafyanın gördüğü son liberal dönem.  Yani liberal diyosam, aynı anda Plastip Show, Tutti Frutti ve Siyaset Meydanı filan var televizyonda. Çok da şeyapmayın.  Mesela, Erdal İnönü ve Demirel taklidi yapmak ilkokulda çok popüler, cuma akşam son derslerde taklit yapılıyor . Siyasi taklidi değilse de kızlar Yoncimik, oğlanlar tipine göre Bebeto, Musti veya Tarkan oluyor filan. Sonra ne oluyor malum, popüler kültür dahil her şeyin birden napalm bombası gibi patlaması uzun sürmüyor, sonra küle dönüşüyor ve sonra tam bir hüzün abidesi.  Korkarım ki, 2020’ler bir Anka kuşu olmayacak.  Şimdi bazılarınız Anka kuşunu anlamadıysa, feniks, phonenix filan diye düzelteyim. Küllerinden doğan sevgili kuş işte. Pek çoğunuz gidip oranıza buranıza dövmesini yaptırdınız. Çok orjinalsiniz gerçekten asurhdfedfshud (GÜLDÜM). Neyse. Bana sorarsanız, tavus kuşu çok daha havalı bir hayvan. Ne var ki, sevgili kainat onun da erkeğine torpil yapmış; bir havalar bir süsler..  Onun da dişisine, termosifon patlayıp, evi su basınca, kova kova su boşaltma işini tek başına halleden Anadolu kadını cengaverliği vermiş. Neyse pardon, dün evimi su basması ve paçaları sıyırıp, ya Allah diyip kovalara girişme işi asabımı bozdu.

Konumuz su basması, anka kuşu, tavus kuşu veya kel Fatma değil.  Elbette 90’lar.

Bu defa, belirli bir şarkı, şarkıcı veya klipten açılmadı konu. Sevgili bir arkadaşım, “sabahları faks okunarak başlanan günler“den bahsetti. 1983-1989 aralığında doğduysanız, “fax” sizin için sadece sıradan bir iletişim aracı değildir.  Evyap’a ait tescilli bir sabun markasıdır.  ŞAKA.  Sabun markasıdır elbette, ama “FAX” bizler için Sabah Şekerleri’dir, Kral TV VJ’leridir ve bilimum müzik/klip/video programıdır işte. Tuvalet kağıdı ruloları gibi bitmeyen kağıtlara kalpler malpler çizip, Şebnem Dönmez ve Murat Başoğlu’na methiyeler göndermektir. İstek şarkıdır.  Tarkandır, Tayfundur, İzeldir, Çeliktir, Ercandır. Hatta Harun Kolçak ve pek tabisi Mustafa Sandal‘dır.

O fakslar makineden dışarı Niagara Şelalesi gibi akar, sunucu bazılarını okur, bazılarını hızlı hızlı geçer. Okusun diye siyah siyah büyük kalemle yazılır. (Henüz her evde bilgisayar yok onu söyleyeyim)  Uğraştığımız işlere bak, Tanrım! Feci kayıp bir nesil! 

sabah
İlk sabah şekerleri / Şebnem Dönmez – Murat Başoğlu

Ama hakkımızı da yemeyeyim.  Şimdilerdeki moda deyimle “Faxlarca“Mustafa Sandal’ın Suç Bende albümünden istek yapmanın heyecanı nedir anlayamazsınız. Düşünsene Youtube gibi bir şey yok, radyo veya TV başında sevdiğin şarkı diye kek gibi bekliyorsun.  Benim işte Sabah Şekerleri’ne olmasa da, bizzat Kral TV Vj’lerine bırakın faxı, mektup bile göndermişliğim var, renkli zarfta o derece. “Suç bende” filan istemiş olabilirim, tam hatırlamıyorum. Düşünsene istek şarkıyı MEKTUPLA istiyorsun, ulaşıp çalınana kadar modası geçiyor, yeni albüm (kaset) filan çıkıyor. Ya da fax gönderdin, zaten sonsuz şelale gibi fax geliyor programa, birazını okuyor, kalanını fersah fersah katlaya katalaya gidiyor. KALP ACISI, HAYAL KIRIKLIĞI. 

Neden Musti derseniz, ben Burak Kut, Tarkan ve Musti yarışında, Tarkan dişlerini birleştirtene kadar hep Musti‘yi tutmuştum. Ayrık diş sevmiyorum. Sonra Tarkan dişleri porselen kaplatıp, erotik popa geçince bebeğim oldu. Musti’nin kalbimdeki iki albümlük yeri (Suç Bende ve Gölgede Aynı) sönüverdi.

Bugün fax benim için adliyeye “mazaret” veya “gecikme” dilekçesi göndermekten başka bir işe yaramasa da hala var.  Sabah Şekerleri tarih oldu; istek parça radyodan bile sanırım yapılmıyor.  Radyo başında, radyodan kasete kayıt yapmayı bekleyen çocukların halefleri için her türlü platform mevcut. “Bu çalan ne çok güzelmiş” yerine “Shazam” var mesela.

Tüm bunların yanında, Tarkan bile değişti. Ama Musti sanıyor musunuz ki yaşlandı?  Yo dostum yo. (Yarışta Tarkan‘ı tutmak beni düşündürür oldu adam hala o derece taş)

Unutmayın ki, faxla değil, zihin okumayla haberleşme bile çıksa; değişmeyen tek şey Mustafa Sandal’ın kendisidir. Mustafa Sandal, diyalektik felsefeye modern bir yaklaşımdır. Daha önceki yazılarımda, değişmeyen tek şeyin Erol Evgin’in peruğu olduğunu iddia etmişliğim var ancak geri alıyorum. Kendi kendimi çürütmüş olamaz mıyım? Erol Evgin’in: ev peruğu, misafir peruğu, sahne peruğu gibi perukları olduğu kanaatindeyim. Bu kanaatim peruğun değişmediğini çürüttü. Gelin görün ki, Mustafa Sandal hala şöyleyken şöyle:

Bu Kız Beni Görmeli- 1993
     Bu Kız Beni Görmeli- 1993
2017 yılı diye aratıp sağdan soldan arakladığım bir fotoğraf
2017 Mustafa Sandal diye aratıp sağdan soldan arakladığım bir fotoğraf

Sevgili Musti’ye bakarsanız, aradan geçen 24 yılda (evet 1993 doğumlu bir velet bugün 24 yaşında) totalde 3 yıl filan yaşlanmış. Yani her 24 yılda 3 yıl yaşlanan sevgili Musti, bugün 47 yaşındaysa, 24 yıl sonra Musti ve benim yaşımızın kaç edeceğini varın siz hesaplayın.  O yüzden, 90’larda senin şarkıların için Sabah Şekerleri’ne fax çektiğimi hatırla ve bir gün gelip de karşıma çıkınca, başkası varsa dilinin ucunda beni ağlatma Musti.