Diyalektik Felsefe Dosyası: Değişmeyen Tek Şey Erol Evgin’in Peruğudur.

erol

Bu blog’a başlamadan önce hepinizin aklına şu şarkı takılsın istiyorum: “Sakın dokunmayın banaaaa, rahat bırakııın, sürüp gitsin bu rüyaaa, uyandırmayınn”. Benim uzunca zamandır aklımda, bunu söylediğimden beri de rahatsız edici bir biçimde kimse dokunmuyor bana. Biraz tadı kaçtı bunun.

Her neyse, Erol Evgin dosyasına gelelim.

Erol Evgin, 80’lerin sonu ve 90’ların başında çocuk/ergen veyahut garson boy olan pek çok kızımızın ileride evlenmeyi düşündüğü adamdı. Bu genellemeye nerden mi geldim? Kendimden. Şahsen, “Aileler Yarışıyor” Show TV’nin gündüz kuşağında verildiği günlerden bu yana, Erol Evgin ile evleneceğimi düşünürdüm. Tamam kabul bir noktada bu evlilik planlarımı bıraktım ama 7 ila 10 yaşlarım arasında epey inandırıcı idi. Bir de her seferinde Erol Evgin konusu açıldığında -neden konusu açılıyordu bilemiyorum- “Erol Evgin aslında mimarmış” bilgisi alttan bir yerlerden verilirdi. Şarkıcı, mimar, beyefendi ve sırma gibi saçları olan biriyle nasıl evlenmek istemem ki?

Aileler Yarışıyor’un 90’lı yıllardaki bir görüntüsünü bulamadım, ama temsilen TV8’de yayınlandığı dönemden bir görsel buldum.  Yarışma’nın bu an’ı çok önemlidir. İki ailenin finalistleri yarışır. Finalistlerden biri yarışırken diğerinin kulağına geçici duyma bozukluğuna yol açacak desibelde müzik verilir.  Yarışan finalist Erol Evgin kendisine tek kolunu atıp sarılarak soruları sorarken, cevapların olduğu panoya arkasını döner. Bazı sorular sorulur, bu sorular 100 kişiye sorulmuş, 10 popüler cevap zaten alınmıştır. Örneğin “Bebeklerin ilk söylediği kelime nedir” filan gibi gudik bir soru sorulur. Popüler cevaplar aranır. En çok popisi olan aile kazanır. Sanırım beyaz eşya filan gibi şu an 100 taksitle alabildiğimiz şeyler kazanırlar.

aile

 

Ancak bu cevaplar aranmadan önce asıl önemli an yaşanır. Erol Evgin, yukarıdaki esimdeki gibi tek kolunu yarışmacının omzuna atar ve kendisine ismiyle seslendiği halde, ikinci çoğul kişi kullanarak konuşur. Nasıl mı? Şöyle:

-Merhaba Ayten, nasılsınız? Heyecanlı mısınız?

Ayten tabi bu sırada eki eki diye kikirdiyor. Neden? Çünkü Ayten de çocukken Erol Evgin ile evlenmek istemiş. Ayten de mi 90’lı yıllarda çocukmuş derseniz, hayır tabi ki. Ayten 70’lerde filan aslında çocukmuş, ama o da Erol Evgin ile evleneceğini sanıyormuş. Çünkü 70’li yılarda da Erol Evgin aynı görünüme ve sırma saça sahipmiş.  Erol Evgin vampir miymiş? Peki nasıl hep aynı görüntüyü korumuş? İşte kozmik sır burada çözülüyor. Çünkü: DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY EROL EVGİN’in PERUĞUDUR.

Erol Evgin’in peruğu 70’li yıllardan bu yana modası geçmeyen, kendini bozmayan, ödün vermeyen tek şeydir hayatımızdaki. Neredeyse devletin yönetim biçimi, rejimi değişti, anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk 4 maddesi değişmek üzere, ama peruk duruyor. Yahut muhtemelen evde kendilerine ayrı bir oda tahsis edilmiş peruklar diyelim, çünkü birden fazlalar.

Bu konuyu yıllardır düşünürüm ancak geçenlerde bir taksici beni Erol Evgin ile ilgili derin düşüncelere gark ettiğinden beri daha da aklımda. Olay şöyle gelişti:  Taksiye bindim, Erol Evgin’in asla daha önce duymadığım bir şarkısı çalıyordu. Tek hatırladığım Erol Evgin’in dünyada R’leri telafuz edemeyen tüm insanlardan R‘leri çalmışcasına bastırarak söylediğiydi.

Neyse taksici döndü “Hanfendi Erol Evgin dinler misiniz” dedi, “dinlerim” dedim. Ama çocukken onunla evlenmek istiyordum diyemedim.

Sizce iyi bir sanatçı mı” diye devam etti. “İyidir elbette ama neden sordunuz” diye soruya soruyla yanıt verdim. “Yani sonuçta çok da bir eser üretmedi yıllarca aynı şeyleri söyledi” dedi. O sırada aklımdan tek tek geçirdim “Gel Sen Ne Çektiğimi Bir de Bana Sor”, “Bir Tanem Söyle Canım Ne Dilersen Dile Benden”, “İşte Öyle Bir Şey”, “Ah Bu Hayat Çekilmez” ilk aklıma gelenlerdi. Gerçekten de oturup saysam 10’dan fazla şarkısını sayamazdım, bunların en az 8’i Çiğdem Talu’nun kısacık -takriben 20 dakikalık filan- ömründe yazdığı şarkılardı. Bu arada bunu da bir ara araştıracağım, ne kadar nostalji belgeseli, Melih Kibar programı efendim 70’ler dosyası izlediysem Çiğdem Talu’dan “rahmetli” olarak bahsediliyor. Neredeyse yaşadığına inanamayacağım kadar kısa yaşamış, o arada da nefis bir kaç şarkı yazıp Erol Evgin’in kucağına bırakmış gibi sanki.  Ama neticede Çiğdem Talu ve Melih Kibar bahaneydi, geldiğim tek sonuç Erol Evgin’in baya bir hazırdan yemiş olduğuydu.    Artık evlenemezdim onunla, hazırdan yiyen bir adamla ne işim olurdu??

Neyse sürüp giden bu rüyadan uyandım. Taksici devam etti ve o soruyu sordu: “SAÇI PERUK Dİ Mİ ONUN?” Ah taksici yapma bunu, can evimden vurma beni koma yollarda Elif Ana’nın Kağnısı gibi diye içimden ağlarken, “EVET SAÇI PERUK” dedim. “YILLARDIR DUYARDIK AMA İNANMAZDIK” diyerek nokta koydu taksici. Beni bir otorite bellemesi ve Erol Evgin patolojimi gözümden anlamasını takdir etmiştim. Sonuçta yıllardır o da Erol Evgin’e inanmıştı, güvenmişti. Aileler Yarışıyor’un son bölümünde, kolunu omzuna attığı adam olmak istemişti. Belki de o da Erol Evgin’i bir damat, bir baba, bir bilirkişi, bir uzman bellemişti. Ama peruk gerçeği onu yıkmıştı. Bir darbe de ben vurdum “Oğlu var mesela Murat Evgin o bayaaaa bayaaa bi kel dedim.  Bayaaaaa kısmını biraz laubalice ve tepeden bakarcasına uzattım. Konuşma sona erdi. Benim zaten geleceğimde onulmaz yaralar açılmıştı, varsın taksicininkinde de açılsındı.

Erol Evgin’in peruğuna alışaduralım, bu arada konserlerinde ve çıktığı sahnelerde aşırı müstehcen ve absürd fıkralar anlatmasının da meşhur olduğunu öğrendim. Toplum içinde müstehcenlik yapan bir adam ile yukarıdaki lacivert takım elbiseli adamı nerden baksam bağdaştıramıyorum. İşte o an bir fırtına kopuyor ve yer yerinden oynuyor. Erol Evgin saatte 250 kilometre hızla (tek aklıma gelen ölçme biçme birimi bu şu an) R harflerinin üstüne bastıryor ve kafamda çınlıyor, Erol Evgin de benim için imkansız aşklarımdan birine dönüşüp, sonsuzlukta kayboluyor. Evde kullanmadığı peruklardan birini verir mi acaba?

 

bir yumak sararrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr gibi geçtim acılardan
bir kilit yüreğimde, bir demirrrr kapı
kuş uçmaz kerrrrrvan geçmez bir yerrrrlerdeyim
belki de aşk dediğin erişilmez olmalı

ben imkansız aşklarrrrr için yaratılmışım
ne kavuşmayı bilirrrrrim ne unutmayı
kayboldum kuytusunda yalnızlıkların
yaşadım en karrrrrrrrasını sevdaların.