Dadaist Öykü: Sivrisineklerin Ağababası

Tam 365 gün geçti.

Scarlett O’hara geldi, Rhet Buttler onu öptü. “Daha çok öpülmelisin ve bunu adamakıllı öpmeyi bilen biri yapmalı” dedi. Scarlett bu işi çok ciddiye alırdı ama her şeyi “yarın düşünmeyi” seviyordu. Bıraktı.  Kanasın dünya, yansın oldu olacak, dedi.

Sushi yendi, en az 365 tane.  Çok sushi, çok pirinç, çok aşk, az ihtiras oldu. Film şeridi geçti. Çok şarkı dinlendi. Michaelsikkofield geldi, Lucifer’e ithafen küçük hikayeler anlattı. Lady Gaga göz kırptı, tek göz. Rotschild, Rockefeller… Rockefeller demişken, Frida Kahlo ve Diego Rivera vardı. Tahta bacaklar, doğmayan bebekler. Yengeçler, yaylar vardı. Sonra bazı gerçekler öğrenildi, hiç konuşulmadı. Tekrar şarkı dinlendi. Çok şarkı söylendi. Aynı şarkı habire söylendi. Kimse sıkılmadı. Kavga edilmedi, küsüşme olmadı. Sonra devir değişti, e tabi Çelik de değişti. Çelik soyundu. Sonra anası Zebercet’i doğurdu, Zebercet hamur yoğurdu.

Ara sıra gidildi. Millerce yol uçuldu. Geri dönüldü. Çok sevildi, çok güvenildi. “Size abi diyebilir miyim?“. –Ensest kötüdür yavrum. Samimiyet esastı. Bir gram samimiyet bile millerce uzaktan, Güney Amerika’da bir yerlerden özel getirtiliyordu. Biraz atıldı tutuldu. Poli ve gami ile ori ve gami birbirine karıştırıldı, sonra ayrıştırıldı. Şalvar mevsimi açıldı.

Bir sivrisinek vardı. Tek bir tanesi, geldi yatak odasına yerleşti. Her gün ısırdı, 365 litre kan emdi. Büyüdü. Ters döndü. Sonra sürünerek odayı terk etti. Meksikalı bir köpek geldi, öperek uyandırdı. Taklit markalar vardı, gümrüklerde kaçırılan taklit mallar ve başkasının fikri ve sınai mülkiyet haklarından haksız yararlanan internet sitesi içerikleri vardı. Koşuyorlardı onlar. Her gün yeni bir kimlik ve şahsiyete bürünüp, dibi tutmuş temcit pilavı gibi önüme geliyorlardı. Temcit pilavı, sushi pilavı gibi değildi. Verdiği tek tat, kabak tadıydı.

Kediler durdu, yenisi geldi, bir kaç tanesi tamamen gitti. Başka kediler de vardı, yedek kedi, arkadaş kedisi, evde üç kedi. Kedilerden dost meclisi. Nükhet Duru geldi, Büklüm Büklüm’ün sözlerini bilmiyordu. Başka şarkı söyledi gitti.

Uçağa binildi, inildi. Bazı şüpheler beyinde iki üç kıvrım gezdi, yer bulamadı, geri çıktı. Inception mahallesinden geçerken “Köprü” çalıyordu. Mahalle haritada yoktu. Bazı çocuklar pilavını önce bitirip, köfteyi sona bırakıyordu. Bazı çocuklar, çocukken evlerinde Star çekmiyor diye, Çakmaktaşları izlemeye üst komşuya çıkıyordu.  Bazı kadınlar köfte gibiydi.

30 tavuk pişirilebilen barbeküler vardı. Plastik bardakta viskiler içildi. İhtiraslar yoktu. Sadece yılbaşında cips yemesine izin verilen acıklı beyaz yakalı çocukları vardı. Evlattı onlar, şirket yöneten anne-babaları tarafından şirket yönetir gibi yetiştiriliyorlardı. Büyüyüp “chief bokpüsür manager” olacaklardı. Halkalı’da ayrıcalıklı bir yaşam için 18 yıl mortgage ödeyeceklerdi, sonra onu satıp daha iyi daha büyük bir ev alabilirlerdi. Aklını kullansın, parasını çarçur etmesinlerdi. Bu arada kamyon çarptı.

Ölüm gibi bir şey oldu, kimse ölmedi.

 

sivri