Bir 90’lar Simgesi Olarak Kaset: B Yüzünün Son Şarkısı

Bu başlık, kasetten başa sara sara şarkı dinleyen herkese anlam ifade etmiyorsa, ben çocukluğumu boşa yaşamışım.

Alın size en sevdiğim kaset:

kaset

Başa sarmanın zevki ve heyecanı ötesinde heyecan varsa, dinlemek için başa sardığınız şarkıyı tam iki şarkı arasında yakalamaktı. Tam teybin 3 saniye daha dönmesi ve şarkının başlamasına işte azıcık kala yakalamak. Ha bi de komşunun kızının kendi kendini B yüzüne çeviren Sony Walkman’i vardı diye aklım yanardı. Benim Sony olmayan kırmızı “walkman”im ise bırakın kasedi kendi kendine çevirmeyi, resmen pili akıtırdı. Kaç Varta pil yerdim Yonca Evcimik dinliycem diye.

Dipnot, Walkman aslında bir zamanlar bir Sony markasıydı. Fakat tıpkı Eroin gibi, Selpak gibi ne bileyim Post It veya Nescafe gibi jenerik hale geldi. Diğer marka sahiplerinin aksine Sony bu olayda Walkman’in pek arkasında durmadı zira teknoloji ilerliyordu ve eskiyen bir teknolojinin jenerik isim haline gelmesi kimsenin umrunda olmayabilirdi. İşte size bu mesleki “marka hukuku” ve biraz pazarlama temalı bilgiyi verdikten sonra, kasete biraz daha eğilicem.

Ben 90’larda çocuk olduğum için “kaset” benim için 90’lar simgesi. Ama aslında 70’lerden beri olan bir teknolojiden bahsediyoruz. Benim 90’larda yaşadığım fark belki “kağıtlı kaset” ve “kağıtsız kaset” olabilir. Ablamdan kalan Michael Jackson, Madonna kasetleri kağıtlı iken, benim Tarkan, Yonca Evcimik, İzel-Çelik-Ercan kasetlerim kağıtsızdı. (İtiraf ediyorum aralarında Fatih Erkoç ve Harun Kolçak da var.)

Bir kaset yeni çıkınca hemen alıp dinlemeye başlamak havalı bir şeydi. Pahalıydı da keratalar. Mesela okula servisle gidip geliyorsanız, servis şoförüne kasetini veren yolcu öğrencinin ayrı bir havası olurdu. Servisten ilk inenlerden biriyse, kaseti o günlük bırakması için yalvarılırdı. Bir de kaset almayıp, kaset alanın kasetinden boş veya modası geçmiş kasete çekim yapanlar vardı ki onlar çok ileri görüşlüymüşler. Kaset, teknoloji itibariyle hiç bir zaman plak gibi olmadı ve olamayacağından da hepimiz evdeki milyon kaseti eskiciyi boyladı. Harcanan para bir millii servet.

Ben bu kaset konusuna nerden geldim şaşırtıcı. Dünyanın batı yarım küresinde, Türkiye’den 10 saat geride bir noktada, jetlag‘le mücadele etmem gerekirken, rüyamda kaset gördüm. 90’larda çılgın bir kaset avcısıydım, gel gör ki kasetten müzik dinlediğim yıllarda kültür düzeyim epey düşüktü ki yatırım yaptığım kasetler, en geç iki sene sonra üstüne başka sesler çekilmeye mahkumdu. Ben doğru düzgün şeyler dinlemeye başladığımda CD çıkmıştı. İlk Discman gördüğümde, Walkman’ime olan bakışım ve duruşumu, Walkman’in bana yaşattığı hayal kırıklığını unutamıyorum. Ama Discman pis bir pahalılıktı. Neyse ki o küçük uçan dairelerin modası çabuk geçti de çocukluğumda onulmaz yaralar açmadı. Bir “org” değil mesela. 90’larda kaset kadar moda olan bir başka şey, hafif varlıklı ailelerin çocuğunu “org” kursuna göndermesiydi. Malesef ileriki yıllara yönelik bir meyve vermedi sanırım ki düğün salonu klavyecisinden öteye geçmiş, müthiş müzik kültürü olan bir jenarasyon göremiyorum. Neyse “org” mevzusu, çocuk odasında 37 ekran televizyon olan kalbur üstü ailelerle yapacağım ilerki tespitlerde içine yedireceğim bir şey olarak kalsın.

Kaset. Cici kaset ama dandik kaset. İçindeki teypler baarsak gibi sarkan ve kalemle içine tıkıştırılan güzel kaset. En önemlisi Tarkan’ın her albümünde en cool şarkısını, B yüzünün sonuna koyduğu kaset.

O zaman ben San Diego’dan siz de her nerdeyseniz ordan dinleyin: