Bastın Faka Bastın: Emel Müftüoğlu ile Çorak Çöllerde 90’lar Turu

“Faka basmak” deyimini çocukken afedersiniz “boka basmak” sanıyordum desem, içinizden kaçı şaşırır ki buna? Sonuçta Hikmek Şimşek’i Allah zanneden bir çocuktum. Neyse faka basmayı öyle sanmıyordum ama başka şeyler sandığım kesin.

Çocukken “faka basmak” deyimiyle işin neydi diye sorarsanız anlatayım..  Önce size hatırlatayım ben 5 yaşındayken bile 55 yaşındaydım. Yok yok şaka öyle de değil ..

Beni bilen bilir, hayatta tutkuyla bağlı olduğum az şey var, biri de 90’lar.  Liberal seküler Türkiye zamanları, ah canım 90’lar. Neyse abartmıyım tamam, seküler dediğim ne bileyim Plastip Show, Tutti Frutti, Pop 10 filan. Biraz da Siyaset Meydanı. Sonra Ali Kırca’nın kariyerini makak maynunu seslendirmeciliğine çevirmesiyle o da bitti gerçi. Düşündüm başka da bir tutkum yok sanırım.

Gelelim 1991’e..  1991 yılı itibariyle 5 yaşında bir popüler kültür sevdalısıyım. Yonca Evcimikler, Ozan Orhonlar, İzeldi Çelikti Ercandı, Aşkın Nur Yengi ile şişe üflemece ne ararsanız gırla gidiyor. Dönem itibariyle Guns N Roses dinlemek ben de isterdim; fakat takdir edersiniz ki okuma yazmam bile yok.

Burada şimdi sizin de zihinleriniz tazelensin diye kafa sesinize “baaayap bap bappa bayaaap” diye Emel Müftüoğlu ve korosunu davet ediyorum. Liseliler bilemeyecektir üzgünüm.  İşte 1991 yılının en ateşli şarkılarından biri Emelciğimin “FAKA BASTIN” şarkısıydı. (Burada ünlü bir insandan adıyla bahsederek sanki birlikte peynir ekmek yemişliğimiz varmış gibi yaptım) Bu güzelim şarkının “Bastın faka bastın bak bal gibi de yanıldın, çantada keklik sandın da bak sen açıkta kaldın”  gibi sözleri var.  Adeta bir femme fatale. Söz-müzik sevgili Şehrazat’a ait. Malum Çiğdem Talu artık ölmüş, ölmüş olmasa kesin söz-müzik Çiğdem Talu olurdu.

Neyse az önce dediğim gibi, 1991 yılı itibariyle okumam yazmam dahi yok; kafam ancak “faka bastın”  deyimini İngilizce zannedecek kadar yabancı dile yetiyor. Onu da bir türlü anlayamıyorum, “faka basmak” nedir nedir nedir diye çocuk aklımı yiyorum. Ha tabi şarkı zaten “faka basmakla” bitse iyi. “Çantada keklik sanmak” , “açıkta kalmak” gibi deyimler de içeriyor. Fakat bir yandan klipte keklik yerine “şahinler” ve akbaba metaforları var. Zaten o yaşta keklik neye benziyordu biliyor muydum emin değilim. Tam bir kavram kargaşası.

Klip, çatlak topraklı çorak çöllerde geçerken anlıyoruz ki kirli sakallı bir delikanlı belli ki Emelciğimizin kalbini kırmış.  Emel de ceza olarak, kendisini hafife alan kirli sakallı eski sevgilisinin etrafında, beyaz eldivenli hanımları dans ettirerek intikam alıyor. Hanımefendiler adeta akbaba gibiler. Sinan Çetin’in muhteşem metafor yeteneği dudak uçuklatır cinsten. Şeytanın aklına gelmez. Ay allahaşına izleyin ve dinleyin şuraya link koydum: https://www.youtube.com/watch?v=zERJeDad1no

Fakat yalan yok; klibin görsel şenliği çocuk hayal gücüme çok yardım ediyor bir yandan. Klipte göreceğiniz çorak toprak öyle sürreal ki, ben işte derdimi anlatacak kadar Türkçe zor konuşurken zemindeki o çorak çatlaklara “FAK” deniliyor zannediyorum. İşte faka basmak da, o çöldeki çatlaklara basmak filan. Yani adam çorak, çatlaklara basınca Emel’in intikamı alındı belki de çatlakların içinden magma tabakasına kadar süzülüp yok olacak gibi gibi şeyler.

corak
Yani şu çorak zemine “FAK” dendiğini düşündüğümü varsayınız.

Ha bu arada sevgili Emel çöllerde atar yaptığı manitasından belli ki okkalı bir kazık yemiş. Ama ne affetmiş ne de unutmuş. Canım Emel, intikamını akbaba kılığında fetiş kızlarla alıyor. Ay neyse, Emelciğimin hatrını hiçe sayan kirli sakallı, hırpani ve seksi abimiz çöllerde perişan olurken, Emel kendisinin yerine çok daha geniş omuzlu ve üstelik Avrupai, genç, bebek bir çocukcağız bulmuş.

emel
Emel Müftüoğlu’nun karşısında mister kirli sakalın durduğu bir atar sahnesi

Şimdi düşünüyorum, 1991’de intikam almak istediğimiz adamları çorak çöllerde susuz bırakıp, etrafında fetiş kızlardan akbaba çemberi kurarken, 2016’da geldiğimiz noktaya bak.  Oysa bugünün teknolojisine Emel Müftüoğlu kafası ile gelebilsek, zihnimizin çarpısına basıp, değişiklikleri kaydetmeden çıkmamız gerekirdi.   Ben çarpıya basınca, “do you want to save the changes you made to your brain” diye sorsun, ben de bilinçli ve fütursuzca “NÖĞ” diyeyim. No gibi ama hafif Frankofon bir aksanla. Voila! Tertemiz sayfa!! Karşılaştıracak tozu bile kalmamış.

Burada Emel Müftüoğlu tekrar giriyor:

“Say yaşlara yaşanan telaşlara
Yaz hiçe saydığın hatrımın hesabına
Tarih oldun sen biraz önce
Öylesine sildim ki yok tozun bileeeeeeeee