At Murattır, Ninja Kaplumbağalar Mutanttır.

Her baktığımız kahve falında iki dragon, üç beş ejderha -ki bunlarda biri diğerinin kozmetiklisi-, bir kaç kedi köpek ve mutlaka at görmezsek duramadığımız günlerdi. Ben hayvansever olduğum için mi telvemin formasyonu bu denli zoolojik zenginlikler içindeydi bilemiyorum.

İşte böyle hayvan örtüsü zengin fallar bakarken, falıma her bakan, dragondu, ejderdi, koalaydı bunları atlasa da;  “at murattır” demeyi hiç mi hiç ihmal etmiyordu. Bu halde arttırmak zorundayım, “at muratsa, ninja kaplumbağalar mutanttır!!“.

Ninja Kaplumbağa’ların mutant olması konusunu sanırım yadırgamazsınız. Zira iki ayak üstünde duran, abdominal kasları gelişmiş, kafasında bant takan süper kahraman kaplumbağalardan bahsediyoruz.

Mutant ya da İngilizce okunuşu ile “müğtınt“, “organizmaların X, Y , Z, gama ve benzeri hiper ışınımara maruz kalması sonucunda hücre çekirdiğindeki DNA dizilimlerinde bozulmalar oluşup, canlının fizyolojik özelliklerinin bozulması” demekmiş. Bunu Vikipedia söylüyor. Ama bence bunu Vikipedia söylemeseydi de, müüğtınt diyince aklınıza g.tü başı dağıtmış bir formsuzluk gelirdi. En olmadı ben size Tweety’nin mutant olmuş halini hatırlayın desem, o korkunç sarı canavarı hemen hatırlarsanız.

Na bakın size mutant:

Bu yukarıda temsili fotoğrafını gördüğünüz bölümde de, Tweety kardeşimiz DNA’sının ağzını yüzünü dağıtacak bir takım karışımlar içip, Silwester kardeşimizi 46’lık ettiydi. Vikipedia’ya göre anlatmam gerekirse, gamalı mamalı bazı ışınımlara maruz kaldıydı.

Ninja Kaplumbağalar’a gelince, zaten bunların orijinal ismi “Teenage Mutant Ninja Turtles“. Yani bu gençlerimiz ışınımlarla mışınımlarla, Gülben Ergenlerle Hülya Avşarlarlan, devasa ve adeleli birer kanalizasyon kaplumbağasına dönüştükleri yetmiyormuş gibi aslında bir de “Teenage” idiler. Yani “ERGEN“. Ustalarının da mutant bir fare olması konusuna hiç değinmiyorum.

Efendim neyse, mutant mutant filan ama, ERGEN, kahraman ve karizmatik oldukları için ben de küçükken göynümü bu şekilsiz, ışınımlı, DNA’sı bozuk çocuklardan birine kaptırmıştım. Tabi ki en serseri olanına: Yani “Michelangelo”‘ya. Turuncu bantı, ançüvezli pizza aşkı, iştahlı bir genç adam olması, takımın en haylaz, itlik kopukluk düşkünü olmasıyla kalbimi çalmıştı.  Aşağıdaki fotoğrafa bakarsanız, Mikocuğumun ne kadar şeytan tüylü bir sevimli serseri olduğunu bir daha hatırlarsınız.

 

Takımın her üyesinin, Kanal 6 spikeri, sarı tulumlu, seksapel yoksunu April’e yazması biraz canımı sıkıyordu ama Miko’cuğum sonuçta serseri ruhlu bir çocuk olduğundan tüm kadınlarn ilgisine naildi. Ayrıca da bir centilmen ama biraz da flörtöz bir erkek olduğundan böyle April’e filan yazması fazla büyütülecek bir konu değildi. Nihayetinde April yaşlıydı ama ben 7 yaşındaydım! Önümde uzun yıllar ve parlak bir gelecek vardı. Parlak geleceğimi, patates çuvalı gibi kanepede oturup çizgi film izleyerek daha da parlatıyordum. Geleceğim ayna gibiydi, oh.

Tabi benim, ergen ve mutant Ninja Turtle aşkım ve hayranlığım 90’lı yılların başında, anteni Çamlıca yönüne çevirdiğimizde çeken Inter Star’da verilenleri izlediğim kadarıyla kaldı. Bugün bir 3D versiyonlu, yeni teknolojili filmi izleyip o masum aşkın bozulmasına izin vermedim.

Benim için hala Miko ve kayınçolar aynı masumiyetini korurken, size de çizgi filmin tema şarkısı ile veda edeyim, ya da benim o günlerde anladığım uydurmasyon haliyle “FİRA FİRA HEKŞIN TÖRÖTÖTÖRRLLRL” En sonunu asla anlamamışım.