Şimdiki Aklım O Zamanki Aklıma Karşı Derken Üzümlü Kek’e Evrilmişim

“Şimdiki aklım olsaydı şöyle böyle şöyle şöyle yapardım” ya da “o zamanki aklımla öyle yaptım bu zamankiyle yapmazdım”  derken bir an için gözlerim parladı ve bu güzel kafamın içindeki güpgüzel aklım evriliyor diye sevindim. Darwin ve Wallace’a bir selam çaktım. Sonuçta evrimin temel taşı doğal seçilim ve uyumlu canlının hayatta kalmasıydı. Ben de güzeller güzeli aklımı evirip çevirerek doğal seçilimde seçilme mücadelesi veriyor olabilirdim. Evet doğal seçilim sürecinde bazılarımız doğaya karşı avantajlı konumda gelip doğuştan seçiliyordu. Yani işte “born with a silver spoon” dediğimiz cinsten ağzında 180 parça gümüş çatal, bıçak takımıyla doğan bu arkadaşlar otomatikman tutunabiliyorlardı.  Bazılarımızın ise elenerek yok olmayalım diye sonradan mücadele verip, ordan burdan tutunup evrilmeye çalışıyorduk. Daha sağlıklı bir beden, düşük yağ oranı, düşük kolestrol, feng shui, tantra mantra,jiu jutsi filan hep bu tutunma, survival of the fittest hikayelerindendi işte. Neyse Darwin bu gece rüyamda beni tokatlamadan önce seçilim olaylarından biraz uzaklaşayım.

Gelelim aklımın evrimine.  Hangi aklımla ne yapmazdım bilemiyorum; ama aklım şimdi, bugün, dün, o zaman gibi zaman dilimlerine ayrılıyorsa aklım acaba evriliyor mu? Aklımın tek ölçü birimi zaman mı yani?  Mesela 30 yaşıma merdiven dayadığım bu günlerde, sabahtan akşama kadarki görece makul kısa süreli zaman diliminde, aklıma turp sıkmak isteyeceğim olaylar olabiliyor.  Bazılarımız buna hata diyor. En fenası da bazen akılda kıtlık başlıyor ve popoya sürülecek aklım bile olmayabiliyor.  Gel gör ki, bazen de “aklımı seviyim aklımı” heyecanıyla sevebiliyorum onu, böyle sarılıp “canım canım canım” diye öpmek istiyorum. Çok ama çok nadiren oluyor tabi bu. Tahmin edeceğiniz üzere genelde kızıyorum aklıma. Bence, insanın aklına kızabilecek kadar salaklık yaptığının farkında olması bile, bi’ yerde takdire şayan bir durum. Ama sadece bi yerde. O yerin adını da pişmanlık koydum.

Her neyse.

Aklım evriliyor mu diye sevinedururken, bu sevinmem de uzun sürmedi tabii ve sevinirken duruverdim. Çünkü aslında aklım evrilseydi, “o zamanki aklım” muhabbetini bir kenara bırakıp, cillop gibi evrimli aklımla mutluluklara yelken açmam gerekirdi. Ne var ki ben periyodik olarak, kısa bir süre önceki aklıma referans vererek, “şimdiki aklım olsa ben de tabii hayatta yapmazdım öyle” minvalinde cümleler kuruyorsam, aklımın yaptığı saçmalıkların niteliği değişip niceliği büyüyor olabilir. Bu da beni evrilen bir akıllı yerine daha da büyük bir kek, hatta dev bir üzümlü kek yapıyor olabilir**.  

Ve bir sabah uyandığımda kendimi devcileyin bir kek dilimi olarak buluyorum. Bakıyorum ki yıllar kekliğimden hiçbir şey alıp götürmemiş. Ancak 2016 yılının, sosyal medya çağının ortasında, un yerine nohut, şeker yerine keçi boyunuzu pekmezi koyulmuş bir kek olursam, bundan 5 yıl önce beyaz unla yapılmış bir keke göre yine de evrilmiş olabilirim.  Yani ben aslında hala dev bir kekim, ama glisemik endeksim daha düşük.

(**yapıyor olabilmek kalıbı için dilbilimcilerden özür dilerim)

When I was young, it was more important
Pain more painful, laughter much louder, yeah
When I was young
When I was a baby

My faith was so much stronger then
I believed in my fellow men
I was really so much older then
When I was young
When I was young