Lalettayin bir mart gününün, lalettayin bir pazartesi

Bugün aslında salı. Dün ise güzel bir pazartesiydi. Ama “Lalettayin bir Mart gününün, lalettayin bir pazartesisi” diye Sait Faik Abasıyanık söylüyor. Lalettayin ise benim eski Türkçe’de en ama en sevdiğim kelimelerden biri. En ama en diyorum, aşırı yani, had ve hududsuz seviyorum. Bazen ne kadar çok sevebildiğimi aklınız ve hafsalınız almaz, gözünüz görmez diyorum. Ufuk çizgisinin ötesi gibi yani.

Evet, “lalettayin” sıradan, olağan demektir. Sıradan bir şeyi tanımlamak için bu denli süslü bir kelime ve fonetik seçimi o şeyin sıradanlığını insanın kafasına kafasına vuruyor diye düşünüyorum.

Sait Faik ise asla lalettayin bir adam değildir. Babası kereste tüccarıdır, pek çok yazar gibi sürünerek fakirlik içinde yaşamamıştır. Bildiğin biraz zengin ve şımarıktır aslında ama o kadar da romantiktir ki, resmen serseri romantiktir işte. Pek bir işte tutunamaz, hikayecilik de malum işten sayılmaz.  Burgazada’da yaşar bir kere.

sait faik
Sait Faik Abasıyanık

 

Sait Faik, annemin en sevdiği hikayecidir. Annemin bana “son kuşlar“ı ilk okuttuğu günü bilir ve hatırlarım, öğrencilerine de mutlaka okuturdu. Bence herkesin annem gibi bir edebiyat öğretmeni olsa, buraları tertemiz olurdu. Bir de anneciğimin “Sinarit Baba” hikayesini her seferinde ne kadar şevkle anlattığını hep bilirim hep, hayatım boyunca da bileceğim. Annem Sinarit Baba’yı anlatmayı, babam ise herhangi bir balığı avlayıp, yemeyi sever. Tüm balıkları tanır babam.

Sinarit hakikaten de “baba” bir balıktır. Baba olmuştur, tecrübelenmiştir. Oltaya takılmaz, oltaya kendi ağzıyla takılacağı günü bekler. Emekliliğim gelince ben seçeceğim oltayı ve düzgün birine akşam yemeği olacağım der. Her oltayı misinasından tanır. “Bu üçkağıtçı” der, “bu yalancı” der, “bu karısını aldatıyor” der. Tüm balıkçıları kurşununun ağırlığından tanır Sinarit. Küçük balıklar zokayı yutunca, “bir kafa atsam kurtarırım ama kendileri öğrenmeliler zokayı yutmamayı” der. Hangi birini kurtarsındır “Sinarit.” Ah ama canım Sinarit, gün gelir ve bir olta seçer kendine, bu beni yemeyi hak ediyor der, olta karaya çekilir ve Sinarit gözlerine inanamaz. Ayıptır söylemesi ŞERRREFSİZİN önde gideni bir adamın oltasına takılmıştır.

sinarit
Sinarit

 

Buraya nereden geldim bilmem ama vaktiniz olsa, Sait Faik ile biraz ilgilenin derim. Soyadı olarak “Abasıyanık” kelimesini seçmiş, abası, bağrı yanık bir adamdır Sait Faik. Vaktiniz olsa Burgazadasına bir gidin derim, Kalpazankaya’ya popüler olduğu için değil, Sait Faik’in gözünden dünyaya bakmak için çıkın.  Lalettayin olmayan adamların, lalettayin olmayan pencerelerinden bakın dünyaya derim.  Bir de gündüz rakısı için derim, sevabı büyüktür.