Kişisel Bir Şey Değil: Herkesin Çukuru 2020 vs. Teoman’ın Zirvesi 1998

Hepimizin hayatının bir zirvesi varsa, o kesinlikle herhalde, hiç kimse için 2020 senesinde yaşanmadı. Hepimiz, herhalde ve hiç kimse’yi tek seferde ayrı/bitişik yazımlarını tutturarak yazdığıma göre, ben üniversite hazırlık senesinde bi zirve yaşamışım. Aynı sene baskülde de zirveyi görmüştüm ama bunlar geçmişte kaldı hep. Ayrıca, kilo bu alınır verilir. Daha önce de demiştim, kilo gibi dandik bir sebepten hassas bir kalbin kırılmasına hiç gerek yok. Zeki Müren ve Belgin Doruk’u da böyle böyle küstürdünüz shamer‘lar.

Konumuz glisemik indeks, vücut yağ oranı filan değil. Bunca zaman sonra, blogumun şifresini dahi zor hatırlarıp buralara geldiğime göre, iki parça 90’lar, biraz nostalji yapacağım belli olmuştur.

2020’nin ruhumuzu yüksek devir kurutmalı çamaşır makinesi gibi kırıştırıp, sıkıştırdığı bu son günlerinde, baktım aslında gelecek seneden de pek medet umacak halimiz kalmamış. Alkol almak için bir sebep üretmeyeli çok olmuş, yeni yıldan beklentiler listesine “eşofman dışında bir giysi giymek” yazılmış, sevdiklerine sarılıp öpüşmek unutulmuş, “hayata olumlu bak, iyi düşün iyi olsun“culara kafa atıp rövaşata çekilecek konumuna gelinmiş… Sanırım salgının başındaki kendini geliştirmecilerin çok az’ı ayakta kaldı, onların da öz disiplinini takdir ediyor ve içimden onlara sarılırken bir yandan saçlarını çekiyorum. Şaka şaka. Aferin yapın nefes egzersizi filan. Dertsiz masa örtüsü gibisiniz, kalbinizden öpüyorum.

Neyse özetle, tahammüller fevkaladenin fevkinde tükenmiş, sosyal mesafesiz kaldığım tek şey majör depresyonum olmuş ve daha böyle sıralayabileceğim binlerce şey olmuşken, tutunup sarıldığım şey elbette yine nostalji. Geçmişte yaşama olayını feci şekilde abarttım. Mazhar Osman’ın ağzına layık bir bağımlılık. Fakat bu defa, nostaljiye tutunup sarılmada ve nostaljiyi meditasyon bellemede yalnız olmamanın derin keyfini yaşıyorum. Çünkü bu sefer hepiniz mecburen eski fotoğraflara, anılara, şarkılara boğazınıza kadar battınız.. Kollektif hüzün ve depresyonun verdiği garip bir haz…. Yalansız. Şimdi camdan çıkıp ayların depresyonunun çığlığını atsam, kim beni garipser ki….Neticede 2020 şöyle geçti: Ocak, Şubat, Mart, Mart, Mart, Mart…..

Buralara nerelerden geldim derken, zirveyi uzaklarda değil yine 90’larda aradığım bir haftasonunda geçmişe kapıyı açtım. 1998 dedim ne güzeldi. Yeni ergenlik: çocuk değil, genç değil arada bir yerlerdesin. Aslında içinde olduğun insanlık durumu rezalet bir şey, ne idüğü belirsiz, ne koysan alır. Ama yaşadığı atmosfer sanki öyle mutlu ve özgürmüş ki gibi geilyor. Belki de yalan yanlış bir yanılsama ama olsun. Öyle ya da ananın babanın dizinin dibinde, hatta hayatta anneanneler dedeler; geniş dağılmamış aileler, arkadaşlar, okuldan kaçmalar, daha hepsi yeni oluşacak anılar, hiçbiri henüz ülkeyi terk etmeyi bırak, daha tanışılmamış yakın arkadaşlar…. Gözümü bir açıverdim, 1998’den 22 sene geçmiş.

1998’de başımıza gelen en güzel şey neydi ve zirveyi kim yaşadı derseniz, Teoman ve “O” albümü derim. Genç, yakışıklı, karizmatik, gizemli, muhteşem bir ses, 10 şarkılık bir albüm yapıyor. 10’da 10.. İnanabiliyor musunuz? Kaset çıkıyor, 10 tane şarkı var. 10’u da bin “hançer yarası değil dom dom kurşunu” etkisinde…

Kardelen şarkısı var mesela albümde, ben ilk kez dinlediğimde 1999’du sanırım. Çünkü albüm çıktığında sadece klibi olan şarkılarla takip etmiş, sonra her nerdense elime kasetin kendisi geçmiş ve kasetin arka raflarında kalan diğer şarkıları dinlemiştim.

Sonra “Oğul” dikkatimi çekti. Daha o zaman iflah olmaz bir romatikmişim ki, 13 yaşında, “dünya sandığım bahçeyi ayrık otları dikenler bürümüş“… sözleri beni derinden vurmuştu.

Albümün bu kadar zirvede olmasını ve üstünden 22 sene geçmesine rağmen hala benim zirvemde yaşamasını ise, sözleri kendinden menkul tek bir şarkı açıklıyor. “Kişisel Bir Şey….

Bu şarkı seneler içinde benim “all time favorite” şarkılarımdan biri haline gelmenin yanında, bu albümün arka sıralarında kalması onun için hayır mı şer mi hep düşündürmüştür. Son 22 senenin neresine koyarsam koyayım “kişisel bir şey değil bu, yaşamak zor buralarda..” ya anlam verebilirim. Çünkü “kimdendi bu yara diye kalbine sorduğun” o kadaaaaaaaaar çok an oluyor ki, fiyuwwww (ıslık sesi).

Ve bu zirve albümle, 10’da 10 patlatan Teoman da, belki solucan deliğinden geçip, bugünden o güne sesleniyordu “Bilirim geri gelmezler ama en güzel günleriydi onlar hayatımın……….”

Yanisi, 2020 herkesin çukurun dibini gördüğü seneyken, 1998 muhtemelen sadece Teoman’ın zirvesi değil ama en çok onun zirvesiydi. Bu yine kişisel bir şey olmaktan tabi ki çıkmıştı.

Teoman 1998’de çok sormuştu. “Tek bir umut bile yok mu insanla geçmişle yaşayınca?” diye sormuştu. “Kimdendi bu yara diye?” kalbine sorup yaşamakta zorlanmıştı. Belki de her zaman olduğu gibi keramet cevapta değil sorunun kendisindeydi. Ve 22 senedir bu şarkıyı ve sorularını nereye koysam cuk oturmuştu.

Hayatımızın en güzel günleri gelmez Teomancım ama 2 kişi aynı rüyaya inanınca kendimizi kandırabileceğimizi biliyoruz. Bu da nerden baksan fena bir avuntu değil.

Şarkı ve sorular için teşekkür ederim Teoman. 1998 tadında bir 2021 gelmez ama olsun. Zaten artık o kadar güzel şarkıları kimse yapmıyor üzülme. İyi seneler.