Kişisel Bir Şey Değil Bu: Kızlar Öküzü Sever

Dikkatinizi çekmeyi başaracak bir başlık seçmeliydim. Yoksa bu yazının genel gidişatı asla erkekleri yerden yere vuran, bütün erkekler öküz temalı filan değil. Hatta bir noktada Teoman’ın 98-2002 arası yaptığı mükemmel işlere bile değineceğim.

Sadece dün en yakınım olan arkadaşımla şuna karar verdik, bir “ilişki”nin –bunun sizin standartlarınızda tanımı nasıl bilemem– yürümesi için iki önemli şey vardı, bunlardan biri birlikte eğlenmek ve samimiyetti. Diğer konu bu blogun konusu değil, Hurriyet’in cinsellik temalı sağlık foto galerilerine filan bakın ne bileyim. Ya da ikinci dereceden kuzenim olan Haydar Dümen’e başvurun. Bu konuda dalga geçmiyorum, Haydar Dümen akrabam benim.  Hiç tanışmadım, benden haberi de yok. Ama bir gün kapısını çalıp “sizin dedenizlen benim babamın dedesi kardeşmiş” demek isterdim.

Gelelim samimiyet mevzusuna. Benim dada yaşam biçimimde samimiyet bir şekilde trollemek ve trollenmek olarak tezahür ediyor. Ama bir adam sayesinde ağzımı ayıra ayıra gülüyorsam sanırım diğer bir beklentim pek olmuyor. Bir de bazen o bana gülünce aşırı mutlu oluyorum. Sonra geçinip gidiyoruz işte.  İşte , geçenlerde biri bana “x arkadaşımız seni çok beğenmiş, çok efendi çocuk, keşke tanışsan” dedi. “Efendi mi çocuk”? dedim içimden, bir ürperti geldi. Halbuse daha önce de söyledim, yengeç burcu olabilirim ama bir Yıldız Tilbe değilim, kriterim iyilik ve efendilik değil, aksine itlik ve kopukluk. Aranızda psikanaliz bilen varsa buyursun çocukluğuma insin, ama koşarak geri döner. Ha işte o efendi olmayan it ve kopuk adamlar, ne bileyim ruh hastası, manyak, deli, mental dengeleri bozuk filan mı oluyor toplum normlarına göre bilmiyorum. Ama seviyoruz onları. İşte o yüzden toplum bana “ee yaşın geldi evlenmiyor musun” filan diye sorarsa, üzgünüm boynumu eğip “ben bir koca bulamadım dım dım dımmmm” diye ağıt yakamıyorum. Zira, kafa 16,5.  Ki 16,5 hayatımın en güzel günleri değildi bile. Şişko filandım da.

Düşündüm hayatımın şimdiye kadar ki en güzel iki yaşı 23 ve 26. 29’dan aşırı umutluyum, böylece 20’leri kapatıyorum. 30’larda yolumuza bi bakıcaz. Bu kapanışta, dadalığı bırakır mıyım bilmiyorum ama 30’larımda daha makul bir insan olmayı umuyorum. Teoman’da sonuçta müziği bıraktı ama geri döndü. Keşke Teoman da, Ajda Pekkan gibi eski şarkılarını temcit pilavı gibi önümüze sunup öyle geçinseydi ya da Erol Evgin gibi. O zaman mesela hep “Kişisel Bir Şey” gibi şarkılar dinlerdik. Buna nerden geleyim söyleyeyim. Hayatımın en güzel günlerinden.

Teoman’ın “Kişisel Bir Şey” adlı şarkısı, aslında kesinlikle kişisel olmayan bir şey üzerine kuruludur. Ve Türkçe’de yazılmış en nadide güzel şarkı sözlerini içeren şarkılardandır. Der ki:”Son kez inan yalan olsa da, bazen bir rüya yeter, kendimi kandırabilirim ikimiz de görürsek eğer“.

Ben hep sevgilimle aynı rüyayı görmek istemişimdir. Zaten “daydreaming” kafasında yaşadığımdan belki görüyorumdur.

Ama en çok Teoman “kimdendi bu yara diye kalbine sorduğunda” olay kişisellikten çıkar. İnsan geçmişle yaşayınca tek bir umut bile yoktur. Ve son:

“Bilirim geri gelmezler ama, en güzel günleriydi onlar hayatımın.”

teo
Teoman’ın da geri gelmeyecek günleri var tabi.