Fırtınalar Koparsa Kopsun: 90’larda Bir Çarpık İlişkiler Zinciri ve Berke Hürcan

Ebru Gündeş’in “Fırtınalar” adlı şarkısını bilirsiniz. 90lar’da popüler kültür severler arasında hayli tutmuştu ama asıl 2000ler’de Pamela Spence’in alternatif yorumuyla, alternatif ergenler arasında da çok sevildi ne bileyim yaz festivallerinde olsun, akşam bilmemne grubunun canlı performansında olsun çalındı, söylendi, gençler coştu bunla adeta. Ebru Gündeş şarkısı olarak kalsa burun kıvıracak bir çok bebe, şarkıyı Pamela söyleyince bayıldı. Neyse olsun.

Tutkulu şarkı esasında, yine sonunu göremeyen, ilişkisinin adını koyamayan bir kadının, tüm yasak aşk sevdasına rağmen kendini  koyverip gitmesi üzerine yazılmış.”Bir dost gibi davran bana, herkes bizi öyle bilsin, bugün burada bütün olanlar saklı gizli sürüp gitsin” . Buradan görüyorsunuz ki yine hastası olduğumuz bir yasak aşk veya ileri derecede arkadaşlık mevzusu var. Sevişiyoruz ama adını koymuyoruz diyor Ebrucum. Sonra birden, herkes bizi dost bilsin ama biz aslında cayır cayır sevişelim derken niyeyse, “ben sana öylesi taptım inan, böylesi aşka yasak tanımam” gibi de kendini koyveriyor, kendiyle çelişiyor. Sevmiş kız ne yapsın.

Burada şarkının yasak, üçlü, dörtlü ilişki temasını değil, şarkının Türk klip tarihinin epik bir örneği olan, baş rolünde 90’ların uzun kıvırcık saçlı jönü Berke Hürcan ve adını sanını asla hatırlamadığımız Amerikan traşlı çocuk (“Mr.Amerikan Traşı”) ve gündüz vakti perdeleri kapatıp evde pür makyaj oturup, pöför pöfür sigara içen kızın (“Ms.Perma”) oynadığı klibini irdeleyeceğim.

Gelelim detaylı analizimize.

Klip 90’ların pür yansıması. İstediğiniz her sey var. Mavi yüksek bel kot pantolon, sarı yuvarlak farlı spor araba, çirkin küçük güneş gözlükleri, beyaz deri ceket, permalı saçlar, garip kahkuller. Klipte 90’lara ait olmayan tek şey var, Berke Hürcan. Uzun rastamsı saçları, çıplak ayakları, geniş omuzları ile hiç 90’lar değil. Oysa klibe bakıyoruz, o dönem 20’li yaşlarda olan gençlerin yaşadığı evler bile bir kütüphaneli çekyat, bordo kanepe, çiçekli nevresim tadında yani asla genç ve dinamik değil. Ama Berkecimin gtü başı ayrı oynuyor. Canım Berke.

Ebru Güneş henüz dişlek ve kuru pop şarkıcısından, Azerbaycan kraliçesine evrilmemiş. Dişleri ayrık, kilosu takribi 49, rujunun iki katı koyu renginde dudak kalemini her ne kaadar spor giyinirse giyinsin sürmeyi ihmal etmiyor.

Klip, Ebru ile Berke’nin birbirinden spor ve garip renklerdeki arabalarını çarpıştırmalarıyla başlıyor. Gençlerimiz önce birbirine bir atar yapıyor filan ama sonra  aralarında 220 watt’lık bir elektriklenme gerçekleşiyor. Bu sahneden de screen shot alıcam. Her sahneden almak istiyorum ama klip o kadar destansı ki bitmiyor.

Büyük çarpışma anı
Büyük çarpışma anı

 

Arada Ebru Gündeş’in güzeller güzeli cemalini yakından görüyoruz. Sonra Berke’nin permalı kız arkadaşıyla evdeki ortamı ve Ebru’nun Amerikan traşlı manitayla ev ortamına misafir oluyoruz. Berkecim evde hep çıplak ayaklı. Berke, Ebru’nun telefonunu almış dayanamıyor ve o yılların zenginlik göstergesi olan Panasonic telsiz telefonuyla Ebru’yu arıyor.

cıp
Berke, cıplak ayak ve Panasonic telefon

 

Bu sahnede hiç anlamadığım şey Ebru ve Mr.Amerikan Traş, evde dede pijamalarını kat kat çekmiş, çiçekli nevresimli yorganlarını örtmüş uyuyorlar. Fakat tabi yine de Ebru’nun yüzünde “evimi Jotun boyasın” kıvamında bir makyaj var. Ebru telefonu korkarak açıyor, bakıyor Berke arıyor hadi gel bulusalım diyor. Ebruş yasak aşkın vücuduna saldığı ateşle dayanamıyor, koşuyor sokaklara. “Deliler gibiyim anla biraz” diyor. Hava günlük güneşlik çıkıyorlar sokağa. Parkta bahçede koşuyorlar, Berkecim bir kadını etkilemek için gereken baloncuydu, parkta koşmaydı, oyuncaktı, kağıt helvaydı, salaş kayıkhaneydi ne gerekirse yapıyor. Masraftan kaçınmıyor.

Sonra birden  anlamsız, zamansız ve gereksiz şekilde İstanbul trafiğine meydan okuyan dans sahnesi geliyor. Ellerinde daksilden bozma oje olup, evde sinirden zona çıkaracak şekilde oturan Ms.Perma sigara üstüne sigara yakarken, Mr.Amerikan traşı karaciğeri heba ederken,  Berke ile Ebru dünya bir tarafıma, minare bambaşka bir tarafıma şeklinde şunu yapıyor:

İstanbul trafigine meydan okuyan ibretlik bir yasak aşk
İstanbul trafigine meydan okuyan ibretlik bir yasak aşk

Ms.Perma ve Mr.Amerikan Traşı evde viskiydi, sigaraydı böbreği, ciğeri tüketiyor, godoşluğunu ve gavatlığını tescilliyor. Bu arada Ebruyla Berke dağ evine filan gitmiş. Ama her şey 24 saat içinde geçiyor yemin edebilirim. Yoksa bu kadar zaman evde bekleyen çocuklar üzüntüden ölürdü. Neyse her ne oluyorsa yaşanıyor ve bence 24 saat süren, o güzel yasak meyva bitiyor. Bittiğine dair bir emare yok aslında ama konu kapanıyor gibi.’

Ebrucum sarı spor arabasını tamire götürdüğü bir gün anlıyoruz ki Ms.Perma Ebru’nun kankitosuymuş ve yanında Berke var. Ben burda Berke’nin hep bir servet avcısı ollduğunu düşündüm, Ms.Perma zenginmiş tabi eve Panasonic telefon var zaten, Berke de yakışıklı ve çıplak ayaklı kontenjanından ablanın paraları yiyor, yeşil arabasını kullanıyor filan. Neyse şok edici son gerçekleşiyor, Ebru ve Berke birbirini tanımaz ve şaşıran gözlerle bakıyor ve Ebrucum yüksek bel kot pantolonun içine soktuğu motorcu sweatshirtü ile Mr.Amerikan’a koşuyor. Kısacık süren fırtınalarla dolu yasak aşk hikayesi ömrü hayatımda örneğine rastlamadığım bir riyakarlıkla sonlanıyor. Ebru da Berke de manitalarıyla yanak yanağa pozları olan fotoğrafları ile ekrana yansıyor.

İşte böyle 90’ların en yüksek döneminde, kısacık da olsa altın çağını yaşamış Berke Hürcan’ı bir daha öyle uzun saçlarla görmüyoruz ortalarda, Ms.Perma durumu çakozlayınca ceza olarak başka bir şey kesemediği için saçları kesmiş olabilir. Ebru Gündeş de zaman içinde saçı başı toparlıyor, dişleri birleşttiriyor, dolguydu botokstu filan derken bilimsel çalışmalara konu oluyor. Ms.Perma’dan bir daha haber alamıyoruz. Ama bu epik klip, 2000’li yılların ilk 15 yılı geçtiğinde bile artık yaşanmayan cinsten bir liberallik, bir ihanet, entrika, yasak aşka konu oluyor. Benim aklımda sadece Berke’nin çıplak ayakları, daksil ojeler, sarı spor arabalar ve Panasonic telefonlar uçuşuyor.