Filmimin En Unutulmaz Sahnesi: Bu Ne Çok Rakı?

Şimdiden söyleyeyim, bu bir acıklı yazı. İçinde hiç zevzeklik yok, komikli şeyler hiç yok, biraz aşklı ve romantikli şeyler var, ve zaten öğrenmiş olmalısınız ki, romantik şeyler komik olmaz.

Hayatım bir film olsa, en samimi ve içten güldüğüm, eğlendiğim ve gözlerimin parladığı sahnenin hayatımın hangi noktasına geldiğini çat diye işaretlerim. İnsan kendi hayatının başrolünü her zaman oynama fırsatı bulamıyor. Ben bence akademiye dudak ısırtacak içtenlikte performans çıkardım bir dönem.

Ha bu arada yıllarca kandırıldınız ama ben size söyleyeyim, romantik komediler, aslında komik değildir, romantik bile değildir. Zaten ikisi aynı anda olmaz. Mesela “kanırtık komedi” olabilir “kanırtmalı romantik” olabilir ama illa bir kanırtma olmalıdır. Yanisi bu romantik komiklikler, evet sizi bazı komikliklere salıyor olabilir ama sonrasında akciğer ve dalağınızdan kanırtmak suretiyle intikamını alır.

İşte bu akciğerinizin ve dalağınızın bir parçasını her defasında bıraktığınız yaşam için “Mevsimler gelir geçer, yıllar gelir geçer, sen de unutursun bir gün gelir“, diyor Timur Selçuk. Aslında bunu kendi iradesiyle söylemiyor, ona da söyleten var. Ümit Yaşar Oğuzcan. Bu hayatta kim gerçekten çekti derseniz, Ümit Yaşar çekti derim ben arkadaş. Blog böylece baya müzik ve edebiyat bloğuna evrildi. Sağda solda, mineohara.com diye bir şey okuyorum, çok kaliteli bir edebiyat bloğu filan derseniz, makbule geçer. ŞAKA ŞAKA. Sakın demeyin. Herkes haddini bilecek, yoksa Seda Sayan hepinizden hesabını sorar. Çünkü öyle bir kadın. Köpppek gibi çalışıp, kraliçeler gibi vergisini ödüyor.

Her neyse. Şu anda medeniyetin beşiği Belçika’da, aslında Brüksel’de olduğumu düşünürken, şirketlerin beyaz yakalı çalışanlarını, daha verimli çalışsın ve iliğini kemiğini çalıştığı kuruma bağışlasın, çünkü kemik iliği önemli diye düşünerek gönderdikleri bir noktadan yazıyorum bu blogu. Yanisi Brüksel’in Gebze’si diye düşünebilirsiniz. Cost cutting önemli. Ben bu satırları yazarken, Timur Selçuk “her şeyi evet her şeyi, her şeyi unutabilirsin, hatta bütün yazdıklarımı, satır satırını” diyor. Dediğim gibi, kendi iradesiyle söylemiyor bunları. Ümit Yaşar söyletiyor. Bugün ikisini görme şansım olsa, ki Ümit Yaşar için bu imkansız belki başka bir dünyada, karşıma alıp iki çift laf ederim. İki tokat da atabilirim kusura bakmayın. Ama sonra ağlayarak sarılırım orası kesin. Huyum böyle.

Filmime geri dönersek, kadının filminin en güzel sahnesi neydi derseniz, adamın kadının göğsüne yatıp, mükemmel sesiyle şu dizeleri okuduğu sahneydi:

Besbelli bir giden var, sen misin yoksa
Neden bu limanda gemiler ağlamaklı
Kaldırın su manzarayı gözlerimden
Bu ne çok deniz, bu ne çok martı

En iyisi meyhane, yokluğunda
Belki durulur o zaman bu çalkantı
Götürün şu masayı gözüm görmesin
Bu ne çok kadeh, bu ne çok rakı

Adam aslında rakı içmezdi bile. Ama sesi güzeldi, en güzeldi.

Film sahneleri ekseriyetle unutulur, unutulmayanlar anı olur, iyice hatırlananlar bazen sırtınızın bir köşesine kazınıverirdi.

Her kederin tesellisi bulunur, insan ne kadar sevse unutabilirdi. Kalırsa da içinde bir derin sızı kalırdı.

Şu hayatta en çok kim çekti deseler, gık demeden Ümit Yaşar Oğuzcan derim demiş miydim?