Dada Bir Divan Edebiyatı İncelemesi: Fuzuli, Nedim ve Nefi

Dada bir insan olduğum için nerde neyi inceleyeceğim belli olmuyor. 1990’lardan 16. yüzyıla doğru ufak bir yolculuk yapıyorum, işinize gelirse.

Bir hobi olarak Osmanlıca kelime çekimi yapmayı severim. Hukuk fakültesindeyken inanılmaz işime yarardı. Kelimelerle oynar ve onları severdim. Ah bu bendeki tecessüs hali, ilerleyen yıllarda stalking olarak karşımıza çıktı; tıpkı plaza hayatında ataletin yerini procrastination‘a devretmesi gibi. Evet ben fakültedeyken de ödünç yerine kimse vedia demiyordu artık.  Şüfa yerine ön alım gelmişti, mütemmim cüz yerine ayrılmaz parça. Düşündüm de fakülte bile diyen yoktu pek sanırım ama o zaten Osmanlıca değil. Osmanlıca dediğin de Arapça, Farsça ve Türkçe’nin garip bir raks edişi.  Ama işte bana gelince, düşünürdüm yine de kübra, kebir, ekber gibi, hamal, hamil, hammal, hamile gibi çekimler yaparak oyun oynamayı kim sevmezdi ki? Hammal çok şey taşıyan mesela, ama bunun karşılığında hamilenin fonetik olarak sevimlileştirilmesi ne tuhaf. Ayrıca  kim sevmez ne saçma soru, cevabı olmayan. Kimin neyi sevip sevmediğini nasıl bilebilirdik ki? Ancak kendimizin neyi sevip neyi sevmediğini belki tahlil edebilirdik, bunu da ben 30 yıldır hala pek anlayamadım. Ama genelde insanların burun kıvırdığı, genel geçer güzellikte olmayan, hatta güzel bile olmayan şeyleri seviyorum. Sonra onlar gelip bana tokat atıyor, ben öteki yanağımı dönüyorum oh bir tokat da oraya. Acıyla yoğrulalım diye yaratılan bir Fuzuli bir ben varız sanki.

Fuzuli garip adam. Hayatı hakkında çok az bilgi var. Bağdat civarlarında yaşadığını biliyoruz. Geri kalan en büyük bilgimiz, aşk ve ıstırap şairi olması. ISTIRAP ŞAİRİ! Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı, felekler yandı ahımdan muradım şem’i yanmaz mı? diyor Fuzuli.  Adı gibi gereksiz bir adam, bu kadar aşk acısıyla nasıl yaşanır Fuzulim. Bak Nedim’e? O öyle mi? Derdi gücü aşk şarabı, manitanın yanağından makas almalar, Sadabad’a çıkmalar, raks etmeler, oynaşmalar. Nedim’in en sevdiğim gazeli şu mesela bakın, tercümesini de yapıcam ama böyle bir işve, böyle bir naz görmedim. Süzüle süzüle seviyor adam:

Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana  (haddeden geçmiş nezaket boy pos olmuş sana)
Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı al olmuş sana  (kırmızı şarap süzülmüş şişeden yanak olmuş sana)

Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu  (gülün kokusu damıtılmış nazın ucu işlenmiş)
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana (biri ter, öbürü mendil olmuş sana)

Biri beni böyle sevse, beğense korkar kaçarım. Ben hep daha çok sevmeyi sevmişimdir. O yüzden Fuzuli ile kafalarımız biraz daha örtüşüyor. Şimdi gelse bence kesin bir rakı sofrası kurar, Zeki Müren’in sesinden “talihin elinde oyuncak oldum, kader böyleymiş buymuş alın yazım, zalim elinde sarardım soldum, şimdi gönlü kırık yaralı kuşum” adlı şarkıyı dinlerdik.

Tüm bunlar mazlumun genel davranış biçiminin eline güç geçince zulmetmesi olduğunu düşünürken aklıma geldi. Buraya da mazlum, zalim, zulüm gibi oyunlardan vardım.

Fuzuli’nin acı dolu yaşamı, Nedim’in sefa p.. şeklindeki tavrı bir yana, en çok büyük hiciv ustası Nefi’nin herkese atar yapan tavrını takdir etmişimdir. Bu dünyada en kahraman ilan ettiğim insanlar, sonunu düşünmeden sağa sola dobraca giydirenlerdir. Gereksiz, tutarsız, haksız ve zalimce giydirmeden bahsetmiyorum. Bakınız şöyle bir şeyden bahsediyorum:

“Bize kafir demiş müfti efendi
Tutalım ben ana diyem müselman
Varıldıkta yarın ruz-ı cezaya
Ikimiz de çıkarız anda yalan!”

İyidir yani Nefi, dobra adamdır. Zalimce konuşurken bir zamanlar mazlum olup da eline güç geçince zulmedenlerden gibi davranmaz. İçi dışı birdir. Biz Fuzuliyle arada bakar takdir ederiz, sonra yine aşk acımıza döneriz. Pisiz biz böyle.

bgyh