Bir Çocukluk Travması Olarak 48’li Monami

Bu blog, çocukluğuma dair unutulmayanlardan manifestosudur. Biraz acıklıdır. Daha önce sevdiğim bir grupta yazmıştım, biraz toparlayıp blogumda da paylaşayım dedim.

Şimdilerde, avukat filan oldum, hali vakti yerinde kadınım yalanım yok. Burda da böyle “Mahsun Kırmızıgül” gibi 500 Bin TL’lik arabaya binip, “anam anam garip anam” edebiyatı yapmak istemiyorum, yanlış anlamayın. Ama bugün resim yeteneğim filan gelişmemiş, sanata sepete yatkınlığı düşük bir insansam, 48’li Monami ve bir takım maddi imkansızlıklar yüzündedir. Neticede Rönesans’a girmek için bile zengin olmak gerekti, bir de Müslüman olmamak. Pardon konu karıştı ama siz de bilirsiniz ki kafalar mideye odaklanınca, yaptığınız sanatı fazla kimse sallamaz toplumda.

48

48’li Monami genel olarak benim için travmatik bir hikaye. Ben ilkokuldayken 48’li veya 36’lı Monamim kendiliğinden olmamıştı hiç. Dış faktörlerle 48’li Monami edinmenin nasıl bir şey olduğunu yazının sonunda okuyacaksınız.

Ben hep devlet okullarında okudum. İlkokulda da 90’lardaki standart eğitimi bilen bilir. Eğitim sistemini sorgulamak için fazla goygoy bir platformdayım, kapatıyorum konuyu. 90’larda ilkokul öğrencileri, bugünkülerin aksine  Ayfonlar yerine 36’lı Monami ile veya ne bilim Rotring kalemle hava atardı.  Benim ise coğu zaman boyamın markası Monami bile değildi, 12li kutuda pembe yoktu ama kırmızıyla beyazı karıştırırdım. Fırk fırk arkadan acıklı bir fon müziği veriyorum size. Memurduk biz ühüh. Yok ya alakası yok, o zamanlar böyle adım başı AVM filan yok, her şeye hemen ulaşılamıyor, beden dersi için eşofman bulmak bile mesele. Mahalle kırtasiyesi var orada da her şeyin en ithali olmuyor, varsa da çok pahalı. Turgut Özal, Tansu Çiller dönemi, vatandaşın en zengini seviliyor ve memurlar işini biliyor. O yüzden yani, yoksa çok şükür ortalamanın ortalaması bir aile idik. Neyse konu yine saptı.

Çocukluğumdan daha önce de bahsetmiştim, köşe minderi gibi çocuktum. Yaramazlıkla filan asla işim olmadı belli bir yaşa kadar. Zorla öğle uykusuna yatıran anneanneme, uykum olmadığını söylemeyecek kadar çekingendim. Uyuyormuş taklidi yapardım onun dırdırını çekeceğime. Buna da neyse.

8-9 yaşlarında da böyle, okuluna giden, ödevlerini yapan, uyumlu sayılabilir, hafif şişko, uslu çekingen bir kıvamdayım . Ne bileyim süper güzel olduğu için herkesin bayıldığı bi çocuk durumu olanlar filan olur ya öyle bir şey bende kataatle yoktu. Lalettayin bir çocuktum işte. Neyse çocukken çirkin olanlar büyüyünce toparlıyor tezinin açık kanıtıyım ayıp söylemesi.

Ben sabahçıydım okuduğum okulda, annem ise özel bir lisede tam gün edebiyat öğretmeniydi. O zaman bakıcıydı, ev ablasıydı filan öyle şeyler zaten ortalama ailelerin yakınından bile geçemez.  Çalışan anne baba çocukları için, okuldan eve gelince mecburi bir yalnızlık ve peynirli tost var. Neyse günlerden bir gün, annemin çalıştığı okula gitmiştim öğleden sonra, annem dersteyken ben de ortalıklarda takılıyorum. Özel bir okuldu ve bilgisayar vardı. Okullu kızlardan biri bana “paint” diye bir şey olduğunu göstermişti ve aklım yanmıştı.  

Neyse o özel okulda, ismini ve tipini bile hatırlamadığım resim öğretmeni annemi beklerken oyalanayım diye, beni resim atölyesine oturttu. Resim kağıdı ve 48’li Monamiyi koydu önüme. 48’li Monami 64 gb Iphone 6 plus gibi düşünün. Gümüş ve altın renk seçenekleri var. Aklım kaçtı. Minder gibiyim filan ama çocuğum sonuçta. “Al” dedi,” bayram kutlayan çocuklar çiz, sonra bakacağım”.

Bi sürü çocuk çizdim, ki sanırım son sanat eserim o. 48’li boya var ama saç rengi kısıtlı, kahve sarı ve siyah. Ten rengi zaten iki çeşit biliyoruz bej ve açık pembe, Monami değil ama toplum aşılamış faşizmi başka ten rengi bilmiyoruz. Sarıdan veya siyahtan ten rengi olabileceğini filan asla düşünemeyiz, henüz Nijeryalı saatçilere de aşina değiliz. Her neyse ırkların birliği adlı konuşmanın yeri burası değil. Adını hatırlamadığım Resim öğretmeni geri geldi, baktı “çok güzel olmuş ama neden çocukların saçları hep aynı” diye sordu. Ben de saç rengi yapabileceklerim bunlardı dedim, üç beş ton kahveyi sarıyı dayadım gözüne. Saç rengi yapabileceğin renkler senin hayal gücün kadar sınırsız, bu senin resmin istersen istediğin çocuğun saçını pembe, yeşil istersen rengarenk yaparsın, dedi ve gitti. Kadın gidince bir abandım renklere sanırsınız Onur Haftası Yürüyüşü, böyle bir coşku verilemez. Demek keko da olsan çocuksun işte, az coşkuyu hak ediyorsun.

Bu yazıyı ilk yazdığımda ve ham halindeyken, bir arkadaşım bana 125’li Monami’nin varlığından bahsetti. Bundan elbette haberim yoktu.  O kadar hayal gücüm 29 yaşımda bile yok. 125 adet yağlı, pastel rengi yan yana düşenemiyorum bile. Sizi sevindirecek bir şey söyleyeyim, o yıl karneler dağıtılınca galiba, annemin özel okul bebesi öğrencileri 48’li Monamileri azıcık kullanılmış diye, bir kullanılmış mendil gibi okulda bırakmışlar annem de az kullanılmış boyaları bana getirmişti. Hooffff evde bir bayram sevinci varın sizin düşünün.