Adieu Mon Pays: Enrico Macias ile Düet Yapanlar vs. Hala Copy-Paste Yapanlar

Adieu Mon Pays: Sizler için Google sponsorluğunda tercüme ettim zor olmadı, “güle güle ülkem” demek. Niyeyse aslında “goodbye my country” diye tercüme etsem daha çok hoşuma giderdi gibi.

Şarkıyı sevgili Enrico Macias söylüyor. Kendisi Cezayir asıllı bir Fransız şarkıcı.

Esasında Enrico Macias’ı Türkiye’ye konumlandırmak istesem bir nevi Coşkun Sabah veya Selami Şahin diyebilirim.  Yani Coşkun Sabah’ın ultra ağlak sesiyle “aşığım sana doyamıyorum, ne de güzelsin doyamıyorum” derkenki, “bir  mendil verin de burnunu silsin şu adam” tonuyla verdiği hissi düşünün.  Bu arada “bakmalara doyamadığı” birinden bahsediyor, mutlu da yani.

İşte Enrico Macias’ın da hep her nasılsa hem titrek-ağlak hem de aşık ve mutlu bir sesi var.  Mutlulukla karışık bir arabesklik diyebiliriz, ki bu oryantalizmi seviyoruz aslında. Bir şaşırtmacalı ses ve söz dizim gibi yani ne bileyim, “sen gelmeden önce her yer karanlık” deyip de bu övgüyü petrol’e düzmek gibi.

Enrico’nun acısına Cezayir’i terk etme acısı da eklenmiş diyebiliriz. Evini barkını terk etme yarası ki buna aşağıda dönücem.

Kendisi ile ilgili subjektif eyyormalarımı bir kenara bırakırsam, Enrico Macias aslında objektif olarak bir devir Ajda Pekkan, Fikret Şeneş ve Fecri Ebcioğlu’nun ne kadar şarkısı varsa Fransızca’dan Türkçe’ye aparttıkları adamdır. 1970-80 arası aranje/aranjman adı her neyse çılgınlığında kendisine borcumuz büyük. Bir de Ajdacığımızın 1976’da Olympia’da kendisiyle düet yapmışlığı var. Öyle de bir kadın. İnanmazsanız izleyin, ben izledikçe keyifleniyorum. Siyah beyaz ama cıvıl cıvıl günlermiş:

Neyse, Adieu Mon Pays’e dönersek, aslında devir şu ara benim dünyamda hiç terk etme devri değil. Bilakis, son yaz günlerini daha çok aşık olarak, cıvıldayarak, az uyuyarak, çok gülerek geçirme devri.  Keşke böyle bir devir hepiniz için olsa ve kainatça buna geçiş yapsak. Üzgünüm ama değil. Herhalde hayatın baya tokat gibi, nasır gibi bir şey olduğunu artık anladınız?  Az önce devir dediysem, ortalama 70 yıllık hayatlarımızda şanslıysanız bir veya hadi belki iki kez çarpan bir piyangodan bahsediyorum.  Tabi devir derken, çağ gibi ya da era gibi. Ama siz, sayısal loto devretmiş devretmiş de, 6 hafta devrettikten sonra tüm ikramiye tek kişiye çıkmış gibi de düşünebilrisiniz anlattığımı. Aşağı yukarı öyle bir his.

İşte ben de bugünlerde,  devredip devredip de bana çıkan büyük ikramiyenin heyecanıyla, bütün bu Enrico Macias’ları, Charles Aznavour’ları, Jacques Briel’leri karıştıraduruyordum. Oysa Ajda Pekkan olsa bu kadar mutlu bir an’ında kuru kuru şarkı dinlemez, işte yukardaki gibi Enrico Macias ile direkt düeti yapıştırırdı.  Ben bir de şarkıları kendim karıştırmakla yetinmeyip bunlarla sevdiklerimin beynini yıkıyordum. Tam o noktada karşıma “audie mon pays” çıkıverdi. Bana sunuldu desem daha doğruca olur.  Hayır, hala Fransızca bilmiyorum, ama 31 yaşında master yapmaya başladığım gibi, 30’lar bitmeden bu işi de kotaracağım. Tanrılar da yardımcı olmak için çabalıyor gibi bir his var içimde. “Efervesan silvouplait“den daha yaratıcı cümleler kuracağım günler yakında gibi.

Şarkıya dönünce, sevgili Ajda Pekkan niçin buna bir aranje yapıştırıvermemiş zamanında bilmiyorum; ama Türkçe’de bile yerini, yurdunu, evini bu kadar acıklı terk edemezsin sanırım.  Ki biz kalıtsal olarak olduğu yeri sık terk eden ve sıla hasreti DNA’mıza kodlanmış bir millet sayılırız.  Geçici gidişlerimi saymazsak, Ortaköy-Beşiktaş hattından hiç ayrılmamış sayılan ben bile –aynı coğrafyaya kazık çakma konusunda değme Akdenizliye taş çıkarırım–  şu şarkıyla evimi terk etmenin acısını bağrımın orta yerinde hissettim.   Yanisi benim küçük yumuşak pavurya kalbime, bu evini barkını terk etme şarkısı çok dokunaklı ve dokungaçlı geldi.  Dinledim de dinledim ve hatta ilk dinletildiğim anda bu çukura düşeceğimi anlamıştım.  Ben sonsuz dinleyedurayım, Ajda Pekka olsa, hadi düet yapmasa bile,  “J’ai quitté mon pays, j’ai quitté ma maison” diye copy paste yapmaz, onun yerine üç kur hızlandırılmış Fransızca dersi alır ve bu şarkıyı ezbere söylerdi.

Her neyse, “Audie Mon Pays” gerçek bir “listen responsibly” şarkısı.  

“Evimden ülkemden ayrıldım, sevdiğim beyaz şehirleri, bir zamanlar tanıdığım kızları,
bir kız arkadaşı terkettim,  hala onun gözlerini görüyorum,  yağmurdan,elveda yağmurundan ıslanmış gözlerini, gülümsemesini yeniden görüyorum”

 diye tercümesini okuyunca, göğsümde saplı duran hançer değil Excalibur kılıcı oldu adeta. Şimdi King Arthur gelsin de çıkarsın.

Tekrar söylüyorum, listen responsibly.